Yazan ve Oynayan: YILMAZ TÜZÜN
Yöneten: YASEMİN ŞİMŞEK TÜZÜN
Beste: YILMAZ TÜZÜN
Işık Tasarım: ALPDOĞAN SELÇUK
Kostüm Tasarım: YASEMİN ŞİMŞEK TÜZÜN
Film ve Afiş Tasarım: İDİL BERK
Genel Özet
Oyun, kendisini "sıradan bir kayıkçı değil, şairlerin yol arkadaşı" olarak niteleyen bir anlatıcının bakış açısıyla aktarılır. Bu kayık, bilinen anlamıyla karşı yakaya yolcu götürmez; zaman ve mekânın dışına çıkarak Türk şiirinin büyük temsilcilerini (Can Yücel, Edip Cansever, İlhan Berk, İsmet Özel, Tomris Uyar, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, Ülkü Tamer ve Sezai Karakoç) aynı masada bir araya getirir. Yolcuların yanında bavul yoktur; yarım bırakılmış dizeler ve ceplerinde taşıdıkları çocuklukları vardır. Oyun süresince bu şairler; şiirin ne anlama geldiğini, hayatı, ölümü, babalarını, yalnızlığı ve yurdu kendilerine özgü üsluplarıyla tartışırlar. Sonunda anlatıcı, aslında bir kayıkçı olmadığını, hafızayı onaran bu insanların "dinleyicisi" olduğunu kavrar ve masadaki boş sandalyeyi seyirciye devrederek oyunu tamamlar.
Ana Temalar
• Çocukluk ve Hafıza: Şairlerin kaç yaşında olurlarsa olsunlar çocukluklarını her yere beraberlerinde taşıdıkları vurgulanır. Şiir yazmak, bir bakıma "hafızayı onarma" ve "eve dönme" çabasıdır.
• Eksiklik ve Yaralar: Şairlerin ortak paydası aynı dili paylaşmaları değil, aynı yaraya sahip olmalarıdır. Şiir, söze dökülemeyen şeyin yazıya bırakılması ve insani eksikliklerin dışa vurumudur.
• Baba Figürü ve Geçmiş: Oyunda şairlerin sesinin değiştiği, ortak bir sessizliğe büründükleri an "babalar" konusunun gündeme geldiği andır. Geçmişle, köklerle ve yitiklerle yüzleşme yapının merkezindedir.
• İletişim ve Yalnızlık: Şairlerin birbirleriyle çatışıyor gibi görünseler de aslında birbirlerinin yalnızlığını sınadıkları ve bir arada kalabilmek için konuştukları anlatılır.
Oyundaki Karakter Dinamikleri (Şairlerin Dünyası)
Metin, şairlerin edebi kimliklerini ve kişiliklerini belirgin çizgilerle sahnede birer çatışma unsuruna dönüştürür:
• Can Yücel: Öfkesi bir sevme biçimi olan, küfür ederken bile insanı kucaklayan, sözünü sakınmayan patlayıcı güç. Yürüyüşü bile isyana duran, "insan yazabildiği için değil, dayanamadığı için yazar" diyen figür.
• Edip Cansever: Masadaki boş sandalyeye yani eksik olanlara bakan, içe dönük, acelesi olmayan ve sessizliği derin olan figür. Eksik olanı herkesten önce sezen, "insan en çok gelmeyenlerle oturur" ve "insan konuşarak anlatamadığını yazıya bırakır" anlayışını temsil eder.
• İsmet Özel: Her şeye itiraz eden, fikirlerini ayağa kaldırıp kelimeleri birer taş gibi kullanan sert ve sorgulayıcı ses. "Karşı diye bir yer yok, her karşı bir başkasının burasıdır" ve "şiir insanın başına gelir" diyerek alışıldık kalıpları kıran tarafı simgeler.
• İlhan Berk: Dünyayı yeniden sorgulayan, taşa, suya, nesnelere dokunarak onlara bakış biçimini değiştiren felsefi yan. Şiirin kelimelerden çok bir "bakma biçimi" olduğunu hatırlatır.
• Tomris Uyar: Masanın dengesi; erkek şairlerin yüksek sesini kırmaksızın yumuşatan, şiiri değil "hayatı ve birbirini dinlemeyi" hatırlatan bilge figür.
• Ece Ayhan: Kuralları yıkan, düzgün cümlelerden şüphe eden, huzursuzluğu ve şiirin resmi kalıplara sığmayan yanını temsil eden aykırı ses.
• Nilgün Marmara: Kırılganlığıyla denizin bile dönüp kendisine baktığı, sessizliği konuşmaktan daha güçlü çıkan şair.
• Küçük İskender: Çocuk gibi yürüyüp gözlerinde yaşlı bir adamın bakışlarını taşıyan; masaya yaş farkının geçmediğini gösteren ve acılardan koca bir çocukluğun çıkarılabileceğini fısıldayan ses.
• Ülkü Tamer: Çocukluğun masumiyetini masaya getiren, insanın çocukluğunu hiçbir zaman yitirmediğini ve bazı şeylerin konuşarak değil eksilterek ifade edildiğini hatırlatan şair.
• Sezai Karakoç: İnsanın içindeki yitik cenneti, inancı ve umudu simgeleyen; bunca yazılanın ardından geriye "insan" kaldığını belirten ve "insan kalmanın güçlüğünü" vurgulayan bilge halka.